Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku Bakımından Dijital Yayıncılık

Hepinizin bildiği üzere teknolojik alandaki gelişmeler, telif haklarını doğrudan etkileyen süreçleri de beraberinde getirmektedir.

Matbaanın icadı ile başlayan koruma, bugün dijital alandaki gelişmeler karşısında ciddi tehditlerle karşı karşıya kalmaktadır. Ben sunumumun ilk bölümünde fikir ve sanat eserleri hukukundaki bazı kavramlara, dijital yayıncılıkla ilgili örnekler vererek değineceğim. Sunumun ikinci bölümünde ise eserlerin dijital alanda yayınlanması ile ilgili olarak dijital hak yönetimi konusuna değineceğim. Hepimiz bildiği üzere eser, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda sahibinin hususiyetini taşıyan ve Kanunda belirtilen eser gruplarından birine dâhil olan fikri ürünler olarak tanımlanmaktadır. Bu anlamda fikri bir emek sonucu ortaya çıkan ürünün eser olarak korunabilmesi için öncelikli şart, eserin bağımsız bir fikri çalışma ürünü olması ve böylece sahibinin yaratıcı gücünün özelliğini yansıtabilmesidir. Diğer koşul ise biraz önce belirttiğimiz üzere Kanunda sayılan eser gruplarından birine dâhil olmadır. Burada dikkat edilmesi gereken hususlara özel vurgu yapmak istiyorum. 

  • Sahibinin kişilik özelliklerini yansıtmayan diğer bir değişle özgün olmayan fikir ve sanat ürünleri eser olarak korunmaz.
  • Kanunda belirlenen eser gruplarından birine girmeyen ürünler, eser olarak korunmaz.
  • Şekle bürünmemiş bir düşünce, eser olarak korunamaz.

Kanunumuzda belirtilen 4 eser grubundan ilki olan ilim ve edebiyat eserleri en geniş kapsamlı eser grubunu oluşturur. İlim ve edebiyat eserleri Kanunun 2. maddesinde üç bent halinde düzenlenmiştir. 2. madde, “ herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler…” şeklinde başlar. Kurultayımızın konusunu oluşturan yayınların da yer aldığı bu kategori, tek başına birçok fikri ürünü kapsamına alır. Makaleler, romanlar, şiirler, tiyatro oyunları, konferanslar, gibi ürünler bu eser grubunda yer alırlar. Günümüzde giderek yaygınlaşan sesli kitapların da bu grupta yer aldığı görüşü ağır basmaktadır. Eser sahibi ise Kanunda yalın bir ifade ile “eseri meydana getiren kişi” olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu yalın ifade, eser tanımı ile birleştirildiğinde, eser sahibinin, esere fikri yaratıcılığını katan kişi olması gerektiği sonucu ortaya çıkar. Kanun, eser sahibinin fikri yaratımını, ona tanıdığı manevi ve mali haklarla koruma altına almaktadır. Eser sahibinin mali ve manevi hakları neredeyse tüm çağdaş yasalarda ve uluslararası metinlerde aynı şekilde düzenlenmiştir. Bu haklar, Kanunda sınırlı sayıda belirtilen ve herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Dolayısıyla bu haklar, Kanunda belirtilen sınırın dışında genişletilemez, yeni bir hak türü yaratılamaz ve eser sahipleri bu haklardan önceden vazgeçemez. Ben kısaca manevi haklardan bahsettikten sonra mali haklara dijital yayınlardan örnek vererek bilgi vermeye çalışacağım. Eser sahibinin manevi hakları, eser ile onu meydana getiren arasındaki kişisel bağı temsil eder ve Kanundan doğan bazı yetkileri beraberinde getirir.